Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin cephelerinden biri olan Filistin Cephesi, stratejik açıdan İngil tere’nin Süveyş Kanalı’nı koruma ve Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakma hedefinin kilit nok tası olmuştur. Mart 1917’deki Birinci Gazze Muharebesi’nde İngilizler başarısız olmuş, ancak takviye birliklerle Nisan ayında ikinci büyük taarruza hazırlanmışlardır. Gazze, Mısır’dan Suri ye’ye uzanan yol üzerinde bir anahtar şehir konumundadır. Bu şehri kim kontrol ederse Doğu Akdeniz’de avantajlı bir konuma sahip olacaktı. İşte tam bu sırada, Kudüs’te çıkarılan Musavver Çöl Gazetesi’nin 10. sayısı (Nisan 1917), savaşın ortasında bir propaganda ve moral kaynağı ola rak İkinci Gazze Muharebesi’ni aktarıyor.

İkinci Gazze Muharebesi 

Kaynak: Musavver Çöl Gazetesi, 10. Sayı, Nisan 1917, Kudüs

Görseldeki Musavver Çöl Gazetesinin bu sayısı, Birinci Dünya Savaşı sırasında Filistin Cep hesi’nde gerçekleşen İkinci Gazze Muharebesi’nden bahsetmektedir. Görselde sağda yer alan gazete sayfası, Nisan ayında gerçekleşen İngiliz taarruzu sonrası yaşanan gelişmelerden bahset mektedir. 3 Tarihî Belgeler Işığında Gazze Direnişinin Sürekliliği

Taarruzun Başlaması 

İngiliz kuvvetlerinin iki aydır süren hazırlıklarının neticesinde büyük bir saldırı başlattığı belirtiliyor. İngilizlerin sisli havadan yararlanarak harekete geçtiği, Han Yunus üzerinden Gazze’ye hücum ettikleri ve Gazze’yi kuşatmak amacıyla kuvvetlerini Beyt Hanun ve Beyt Lahya gibi çevre köylere kadar yaydıkları anlatılıyor. Düşman kuvvetlerinin en az iki piyade ve üç süvari tümeninin yanı sıra, denizden 7 harp gemisi, karadan 25 zırhlı otomobil ve havadan uçaklarla desteklendiği ifade ediliyor. Metinde bu saldı rı “cehennem-asa” (cehennemi andıran) bir ateş olarak nitelendiriliyor. Buna karşılık Osmanlı müdafilerinin (savunmacılarının) gösterdiği kahramanlık; Amr bin As, Yavuz Sultan Selim ve Selahaddin Eyyubi gibi tarihi şahsiyetlere benzetilerek övülüyor. Sokaklarda göğüs göğüse süren kanlı çarpışmaların ardından, Osmanlı ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesiyle düşmanın geri çekilme yollarının kesildiği ve İngilizlerin kuşatıldığı belirtiliyor. Netice olarak da düşmanın kesin bir bozguna uğrayarak, yaralılarını ve hastanelerini dahi bırakıp perişan bir halde kaçtığı aktarılıyor.

Zayiat ve Ganimetler 

Esirler: Bir binbaşı, çok sayıda subay ve 150 kadar yaralı nefer esir alınmış.

Ölü ve Yaralı: Düşmanın toplam zayiatının 10 bin, sadece ölü sayısının ise 5 bin olduğu ifade ediliyor.

Ganimetler: Terk edilen zırhlı otomobiller, makineli tüfekler (mitralyöz), binlerce silah, dürbünler ve mutfak gereçleri gibi pek çok askeri malzemenin ele geçirildiği bildirilmiş.

Yazının sonunda bu zaferin sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda İngiliz ve Fransız basınının kara propagandasına verilmiş sert bir cevap olduğu vurgulanıyor. Özellikle Gazze’yi savu nanların Suriyeli ve Filistinli “kahraman kardeşlerimizden” oluştuğu belirtilerek, bölge halkının Osmanlı’ya olan bağlılığına ve “şeytani siyasetlere” karşı bir “tokat” gibi cevap verildiğine dikkat çekiliyor.

1917’den 2026’ya: Gazze’nin Sürekli Müdafaası 

Bugün Gazze, 2007’den beri kara, deniz ve hava ablukası altında. İsrail’in ABD ve Batı deste 4 Tarihî Belgeler Işığında Gazze Direnişinin Sürekliliği ğiyle düzenlediği büyük saldırılar (2008-09, 2014, 2021, 2023-26) binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Emperyal güçlerin adı değişti: İngiliz yerine İsrail, Osmanlı yerine bugün bağımsız Filis tin direniş grupları. Ancak yapısal benzerlik aynıdır: daha güçlü bir donanma, hava üstünlüğü, zırhlı araçlar ve uluslararası medya propagandası karşısında, yerel halkın varoluş mücadelesi. 1917’deki Osmanlı müdafileri gibi bugün de Gazze’deki sıradan insanlar (doktorlar, öğretmen ler, çocuklar) kendi topraklarını savunmaktadır.

Osmanlı İhtiyatından Türkiye Cumhuriyeti’ne 

Belgenin en kritik cümlelerinden biri, “Osmanlı ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesiyle düşmanın geri çekilme yolları kesildi” ifadesidir. Bu satır, bir asır öncesinin en önemli dersini özetler: Yerel direniş tek başına yeterli olmayabilir; dışarıdan gelecek maddi ve manevi destek, savaşın dengelerini değiştirebilir. 1917’de Anadolu’dan gelen ihtiyat kuvvetleri nasıl Gazze’nin imdadına yetiştiyse, bugün de Türkiye Cumhuriyeti devleti ve sivil toplumu, aynı coğrafyadaki mazlumların yanında olmak için çok boyutlu bir mücadele yürütmektedir. Bu mücadele, sadece askeri değil; diplomatik, insani ve stratejik bir zeminde şekillenmektedir.

Mavi Marmara (2010): Türkiye ile Filistin arasındaki dayanışmanın en belirgin anlarından biri, 31 Mayıs 2010’da yaşanmıştır. İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde, Gazze’ye uygulanan hu kuksuz ablukayı delmek ve dünya kamuoyuna haykırmak amacıyla yola çıkan Mavi Marma ra gemisine, uluslararası sularda İsrail askerlerinin düzenlediği baskın, tarihe bir katliam ola rak geçmiştir. Saldırı sonucunda 9’u olay yerinde olmak üzere toplam 10 Türk vatandaşı şehit olmuştur. Ağır yaralanan ve dört yıl komada kalan Uğur Süleyman Söylemez’in şehadetiyle bu sayı 10’a ulaşmıştır. Bu olay, Türkiye ile İsrail arasında diplomatik bir krize yol açmış, Türki ye’nin Gazze’nin yalnızlığını kırmak için göze aldığı riskin teyidi olmuştur.

İHH, Gazze’de ve çevresinde kurduğu aşevleri ve dağıtım tırları ile binlerce Filistinli aileye sıcak yemek ve gıda kolisi ulaştırmaktadır. Bu, tıpkı Osmanlı’daki imaretlerin fakirlere ve yolculara karnını doyurması gibi, abluka altındaki halkın hayata tutunmasını sağlayan somut bir dayanışmadır. Ayrıca Osmanlı’nın bölgedeki mirasını yaşatmak adına açılan Osmanlı Kültür Merkezi, Filistinlilerin kendi tarihlerine ve kimliklerine sahip çıkmalarını sağlayan manevi bir cephe işlevi görmektedir.

Türkiye’nin sivil toplum kuruluşlarının yanısıra kamu kurumları da Gazze’deki insani felakete ve onurlu bir yaşam için sayısız proje ve faaliyete imza atmıştır. Bu bağlamda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Gazze’de inşa edilen Filistin-Türkiye Dostluk Has 5 Tarihî Belgeler Işığında Gazze Direnişinin Sürekliliği tanesi, su arıtma tesisleri, okul onarımları gibi onlarca proje hayata geçirmiştir. Aynı şekilde AFAD ve Kızılay, 2021 ve 2023’teki saldırılardan sonra 5.000’den fazla tır ile insani yardım mal zemesi (gıda, ilaç, hijyen seti) Gazze’ye ulaştırıldı. 2024’teki Gazze işgali sonrası Türkiye, Mısır üzerinden acil tıbbi malzeme gönderen en hızlı ülkelerden biri oldu.

Türkiye, sahadaki bu insani çabanın yanı sıra, diplomatik arenada da Gazze’nin en gür sesi ol muştur. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda İsrail’in saldırı larını “soykırım” ve “devlet terörü” olarak nitelemiş, uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeye çalışmıştır. 2023-2026 yılları arasında şiddetlenen saldırılarda Türkiye, tıpkı 1917’deki “ihtiyat kuvvetleri” gibi ilk hareket eden ülkelerden biri olmuş, Mısır üzerinden onlarca tır dolusu insani yardım malzemesini (jeneratör, mobil mutfak, tıbbi malzeme) bölgeye ulaştırmış ve yaralıların tedavisi için seferberlik başlatmıştır.

Tarihsel sürekliliğe baktığımızda, Türkiye’nin bugün yaptığı, 1917’de Gazze’yi savunmak için savaşan Osmanlı ihtiyatının torunlarının bir vefa borcudur. Değişen tek şey, imparatorluktan cumhuriyete uzanan yolda devletin kurumsal kapasitesini ve sivil toplumun dinamizmini bu davaya seferber etme biçimidir.

Gazze Direnişindeki Süreklilik ve Farklılıklar 

Post-kolonyal teori, emperyal müdahalelerin biçim değiştirse de özde aynı mantıkla işlediğini söyler. 1917’de İngiltere, Süveyş Kanalı ve Hindistan yolunu güvence altına almak için Gazze’yi işgal etmek istiyordu. 2026’da İsrail, güvenlik gerekçesiyle Gazze’yi abluka altında tutuyor, yer leşimci sömürgeciliğini Batı Şeria’da genişletiyor. Her iki durumda da batılı büyük güçler (o zaman İngiltere, bugün ABD) askeri, ekonomik ve medya desteği sağlıyor.

Fakat bugün bölgede önemli bir fark var. 1917’de Osmanlı, bölgede egemen bir imparatorluktu ve düzenli ordusuyla doğrudan savaşıyordu. Bugün ise Gazze’deki direniş, uluslararası hukukta tanınmayan bir yapı tarafından yürütülüyor ve dış destek çok daha sınırlı, parçalı ve çoğunlukla insani yardım düzeyinde kalıyor. Ayrıca, 1917’deki “Suriyeli ve Filistinli kahraman kardeşler” vurgusu, günümüzdeki “Arap kardeşler” söylemiyle örtüşmektedir. Ancak 1917’de İngilizlere karşı bir gurup bölge halkı birlikte hareket etmekteyken başka bir grup ise İngilizlerle birlikte Osmanlı’ya karşı hareket etmekteydi. Günümüzde de bazı Arap rejimleri İbrahim Antlaşmaları veya diğer ikili ilişkiler ile İsrail ile normalleşmeye gitmişti. Bu da Gazze’nin yalnızlaşmasına neden olmuştur. Aslında bu durum, aradan geçen bir asırda bölgenin dinamiklerinin çok fazla değişmediğini göstermektedir. 6 Tarihî Belgeler Işığında Gazze Direnişinin Sürekliliği

Son olarak, gazetenin “kara propaganda” ifadesi önemlidir. Bugün de batı medyasının Gazze’yi terör merkezi olarak, Filistinli sivilleri ise “terörist” olarak sunması aynı söylem stratejisinin güncellenmiş halidir. Bu tarihi belge, bu anlamda bize medya ve savaş ilişkisinin yüz yılı aşkın süredir değişmediğini gösteriyor.

Sonuç 

Musavver Çöl Gazetesi’nin sararmış sayfalarından okuduğumuz İkinci Gazze Muharebesi, sa dece bir askeri çatışma değil, emperyalizme karşı yerel halkın ve ona koşan ihtiyat kuvvetlerinin nasıl büyük bir moral zaferi kazanabildiğinin kanıtıdır. Bu zafer kalıcı olmasa da, bir direniş geleneğinin temel taşıdır. Bugün Gazze, aynı acımasız kuşatma altında mücadele etmeye devam etmektedir. Türkiye’nin Gazze özelindeki çabaları (tıpkı 1917’deki gibi) yeterli olmasa da anlamlı bir dayanışma örneğidir. Uluslararası ilişkilerde güç dengeleri değişir, fakat tarih Gazze’nin ya nında yer alanları yazmaktadır. Gazze’nin tarihi, geçen bir asırlık zamanda emperyal saldırılara hiçbir zaman teslim olmadığını göstermiştir.