TAKDİM
Bir hanenin huzuru ve mutluluğu, yalnızca o hanenin değil, toplumun ortak iyilik ve refahının temelidir. İstanbul’un Fatih ilçesinde sosyal yardım ulaştırılan 220 haneyle gerçekleştirilen bu saha raporu, dezavantajlı hanelerin ekonomik koşullarının yanı sıra eğitim, istihdam, barınma, aile ilişkileri, gençlik, bağımlılık ve suç gibi birbirleriyle kesişen çok sayıda sosyal risk alanını birlikte ele almaktadır.
Araştırma; kronikleşen yoksulluğun yapısını, ailelerin kentsel alandaki uyum sorunlarını ve özellikle gençlerin karşı karşıya kaldığı dışsal risk faktörlerini veri odaklı bir perspektifle gözler önüne sermektedir. Elde edilen bulgular, aile içi iletişimin güçlü yönlerine işaret ederken aynı zamanda ebeveynlik becerileri, sınır koyma ve çocuklarda disiplin sağlama konularında profesyonel rehberliğe duyulan acil ihtiyacı da net bir şekilde ortaya koymaktadır.
İNSAMER ve İnsani Hayat Derneği iş birliğiyle hazırlanan bu ortak saha raporu, özellikle kırılgan hanelerdeki sancıları anlamaya ve bağımlılık-yoksulluk ilişkisindeki literatüre katkı sağlamaya çalışmaktadır.
İNSAMER ve İnsani Hayat Derneği olarak sosyal gerçekliğin bilimsel verilerle değerlendirilerek kamu yararına sunulmasının hem farkındalık oluşturulması hem de gelecek nesillere ışık tutması açısından kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca raporun, sivil toplum ve karar alıcıların da desteğiyle mevcut sosyal yardım ve sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesine, risk altındaki birey ve ailelere yönelik daha etkili, koruyucu destek mekanizmalarının oluşturulmasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz.
Dr. Durmuş Aydın
İNSAMER Başkanı
YÖNETİCİ ÖZETİ
Bu rapor, İnsani Hayat Derneği tarafından İstanbul’un Fatih ilçesinde sosyal yardım ulaştırılan dezavantajlı hanelerin mevcut durumlarını, sosyoekonomik yapılarını ve barındırdıkları risk faktörlerini analiz etmek amacıyla hazırlanmıştır. Saha uygulaması, 01.10.2025 – 30.10.2025 tarihleri arasında 220 hane temsilcisiyle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Çalışma; demografik yapı, sosyoekonomik durum, aile içi dinamikler ve kriminal risk/bağımlılık boyutları üzerinden kentsel yoksulluğun çok boyutlu bir fotoğrafını sunmaktadır.
Raporun temel bulguları aşağıdaki şekildedir:
- İstanbul’da mekânsal ve ekonomik entegrasyonun oldukça zor olması, hanelerin kronik yoksulluk döngüsüne sürüklenmesine yol açmaktadır. Araştırmaya katılan hanelerin %71’i kiracı konumundadır. Bunların %45’i 21 yıldan uzun süredir İstanbul’da yaşamasına rağmen kentsel zorluklarla karşı karşıyadır. Bu da yoksulluğun kronikleştiğini göstermektedir.
- Hanelerdeki eğitim düzeyi düşüktür; bu durum doğrudan yoksulluğu ve istihdamı etkilemektedir. Hanelerdeki ebeveynlerin eğitim düzeyi ağırlıklı olarak ilkokul (182 kişi) ve ortaokul (100 kişi) seviyesinde kalmıştır. Annelerin %83’ü istihdam dışında yer alırken, babaların %32’sinin çalışmadığı, %50’sinin ise güvencesiz/özel sektör işçi statüsünde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hanelerin %64’ü İnsani Hayat Derneği dışında hiçbir kurumdan sosyal yardım almamakta olup sivil toplum desteklerine yüksek oranda bağımlıdır.
- Araştırmaya katılan ailelerin iletişim düzeyi görece dengeli ve güçlüdür. Zorlu koşullara rağmen hanelerin %80’inden fazlası aile içi iletişimi “güçlü” veya “orta seviyede” olarak tanımlamış; “koruyucu” (%46,6) ve “dengeli” (%35,1) ebeveyn tutumları öne çıkmıştır.
- Ev içi disiplinin yeterince sağlanamamış olması hanelerin en önemli problemlerinden biridir. Hanelerin %35’inde çocuklara hiçbir disiplin uygulanmazken %23,64’ünde “sık sık” müdahale edildiği görülmüştür. Bu durum, ailelerin kriz yönetimi ve sınır koyma becerilerinde desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
- Suç riski, aileden ziyade öncelikli olarak dışsal faktörlerden kaynaklanmaktadır. Ebeveynlerde alkol/madde kullanımı (%92,27 kullanım yok) ve suç geçmişi (%90 kayıt yok) oranları son derece düşük olmasına rağmen, hanelerdeki gençlerin %18,2’si (40 kişi) suça karışmıştır. Bu veri, kriminal riskin aile içi öğrenmeden ziyade dışsal faktörlerden (sokak, akran baskısı) kaynaklandığını doğrulamaktadır. Gençlerin suça yönelmesinde en büyük etkenlerin “kötü arkadaş ortamı” (%37,33) ve uyuşturucu madde/alkol kullanımı (%24,00) olduğu görülmektedir.
- Suç ile madde kullanımı arasında bir bağlantı bulunmaktadır. Suça karışan gençlerin %57,50’sinde aktif madde/alkol kullanımı tespit edilmiş ve işlenen suçların başında %40 oranıyla doğrudan uyuşturucu madde kullanımı gelmiştir. Ayrıca bu gençlerin büyük çoğunluğunun (29 kişi) çalışmadığı belirlenmiştir. Suça karışan gençlerin %35’i hayatında sadece bir kez suç işlemişken, diğer bir %35’lik kesim suçu 5’ten fazla kez tekrarlayarak kronik bir kriminal döngüye girmiştir.
GİRİŞ
Kentsel yoksulluk ve sosyal dışlanma, dezavantajlı grupların toplumsal hayata katılımını zorlaştıran ve çok boyutlu müdahaleler gerektiren temel sosyal sorunların başında gelmektedir. Bu bağlamda, sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü sosyal yardım faaliyetleri, kırılgan grupların desteklenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Elinizdeki bu rapor, İnsani Hayat Derneği tarafından sosyal yardım ulaştırılan hanelerin genel özelliklerini, yaşadıkları mevcut zorlukları ve sosyal kırılganlıklarını bütüncül bir perspektifle ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Araştırma kapsamında haneler salt ekonomik durumlarıyla değil; demografik yapıları, eğitim seviyeleri, barınma ve konut özellikleri gibi yapısal faktörlerle birlikte ele alınmıştır. Buna ek olarak, hanelerin diğer kurumlardan sosyal yardım alma durumları, aile içi iletişim örüntüleri, ebeveyn tutumları ve disiplin uygulamaları gibi mikro düzeydeki aile içi dinamikler de incelenerek sosyoekonomik dezavantajların psiko-sosyal yansımalarına ışık tutulması hedeflenmiştir.
Raporun en özgün ve kritik boyutlarından birini, dezavantajlı hanelerde gözlemlenen sosyal risk göstergelerinin analizi oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, hanelerdeki yetişkinlerin ve özellikle risk altındaki gençlerin suça bulaşma durumları detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Suça sürüklenen gençlerin sosyodemografik profilleri, madde ve alkol kullanım alışkanlıkları, suça yönelme nedenleri ve suç davranışlarının temel özellikleri analiz edilerek hanelerin sosyal yapısına ve barındırdıkları risk potansiyeline ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sunulmuştur. Elde edilen bu verilerin ve gerçekleştirilen analizlerin, salt bir durum tespiti olmanın ötesine geçmesi hedeflenmektedir. Bu raporun, İnsani Hayat Derneği’nin mevcut sosyal yardım uygulamalarının verimliliğini artırmasına, kanıta dayalı ve ihtiyaç odaklı yeni sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına temel teşkil etmesi amaçlanmaktadır. Nihai olarak çalışma, hem aile bütünlüğünün desteklenmesi hem de risk altındaki gençlere yönelik koruyucu-önleyici sosyal politikaların geliştirilmesi için stratejik bir yol haritası sunma gayesi taşımaktadır.
YÖNTEM
Bu çalışma, İnsani Hayat Derneği tarafından sosyal yardım desteği sağlanan dezavantajlı hanelerin mevcut durumlarını, sosyoekonomik yapılarını ve barındırdıkları risk faktörlerini ortaya koymayı amaçlayan, genel tarama modelinde tasarlanmış betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, derneğin veri sisteminde İstanbul ili Fatih ilçesine kayıtlı bulunan toplam 1.121 hane oluşturmaktadır. 01.10.2025 – 30.10.2025 döneminde yürütülen saha uygulaması sürecinde, ulaşılabilirlik ve gönüllülük esası dikkate alınarak görüşmeyi kabul eden 220 hane araştırmanın örneklem grubunu oluşturmuştur.
Araştırma verileri, haneleri temsilen her haneden bir bireyle yüz yüze görüşülerek derlenmiştir. Saha uygulaması sırasında hane içerisinde erişilebilen ve görüşmeye rıza gösteren bireylerle (anne, baba veya çocuklar) anket gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların aile içindeki farklı statülerden (ebeveyn veya çocuk) oluşması nedeniyle, elde edilen veriler analiz edilirken kimi tablolar “görüşme yapılan kişi bazlı”, kimi tablolar ise genel “hane bazlı” olarak sunulmuştur.
Çalışmada elde edilen veriler dört temel boyut üzerinden incelenmiştir:
- Sosyodemografik ve hane yapısı: Hanede yaşayan bireylerin yaş, cinsiyet, medeni durum ve eğitim düzeyleri; hanedeki kişi ve çocuk sayısı, konut mülkiyet durumu, doğum yeri ve İstanbul’a göç süresi.
- Sosyoekonomik boyut: Hanelerin toplam gelir düzeyi, ebeveynlerin istihdam/çalışma durumları ve mesleki statüleri ile İnsani Hayat Derneği dışında kamu kurumlarından veya diğer STK’lardan sosyal yardım alma durumları.
- Psiko-sosyal ve aile içi dinamikler: Hane üyeleri tarafından algılanan aile içi iletişim örüntüleri, benimsenen ebeveyn tutumları ve hane içi disiplin uygulama sıklıkları.
- Risk faktörleri ve kriminal boyut: Anne ve babaların alkol/madde kullanım alışkanlıkları ve suça karışma (hüküm giyme vb.) durumları. Ayrıca risk altındaki gençlerin yaş grupları, eğitim ve istihdam durumları, suça yönelme nedenleri, işlenen suç türleri, suç tekrarı (sıklığı) ve uyuşturucu/alkol kullanım durumları.
BULGULAR
İnsani Hayat Derneği’nin Fatih ilçesinde sosyal yardım desteği sağladığı hanelere yönelik yürütülen bu araştırmada hane profillerine ilişkin bir analiz sunulmaktadır. Bu kapsamda ilk olarak aşağıdaki tablo, her haneden görüşme yapılan 220 kişinin demografik bilgilerini yansıtmaktadır:
| Erkek — 26 kişi (%11,82) | ||
|---|---|---|
| Kadın — 194 kişi (%88,18) | ||
| Medeni Durum | Kişi Sayısı | Yüzdelik |
| Evli | 124 | %56,36 |
| Bekâr | 25 | %11,36 |
| Boşanmış | 26 | %11,82 |
| Eş vefatı | 19 | %8,64 |
| Evli | 15 | %6,82 |
| Bekâr | 9 | %4,09 |
| Boşanmış | 2 | %0,91 |
| Eş vefatı | — | %0 |
| Toplam | 220 | %100 |
İnsani Hayat Derneği tarafından hizmet alan ve bu kapsamda görüşülen kişilerin demografik bilgilerine bakıldığında yaş ortalamasının 38,11 olduğu, yaş aralığının ise 16-71 arasında değiştiği görülmektedir. Kişilerin demografik özellikleri incelendiğinde, bireylerin büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu görülmektedir. Tabloya göre toplam 220 hane bireyinin 194’ü kadın, 26’sı ise erkektir. Medeni durum dağılımına bakıldığında ise kadınların %56,36’sının evli, %11,36’sının bekâr, %11,82’sinin boşanmış ve %8,64’ünün eşinin vefat ettiği belirlenmiştir. Erkeklerde ise %6,82’sinin evli, %4,09’unun bekâr ve %0,91’inin boşanmış olduğu görülmektedir. Erkek bireyler arasında eş vefatı durumu bulunmamaktadır. Tablo, araştırmada kadın aile bireylerinin daha yüksek oranda yer aldığını göstermektedir.
Destek sağlanan hanelerde bulunan anne ve babaların eğitim düzeylerine ilişkin bilgiler Tablo 2’de yer almaktadır. Bu değerlendirme yapılırken ebeveynlerin hayatta olup olmama ve boşanma durumu dikkate alınmamış; eğitim düzeyine ilişkin veriler, hanedeki anne ve baba bilgileri esas alınarak analiz edilmiştir.
| Eğitim Düzeyi | Baba1 | Anne2 | Toplam |
|---|---|---|---|
| Okuryazar | 32 | 66 | 98 |
| İlkokul | 98 | 84 | 182 |
| Ortaokul | 46 | 54 | 100 |
| Lise | 29 | 0 | 29 |
| Üniversite | 14 | 15 | 29 |
| Lisansüstü | 1 | 1 | 2 |
| Toplam | 220 | 220 | 440 |
1 Vefat ve boşanma verilerinde yer alan babalar da dâhil edilmiştir. 2 Vefat ve boşanma verilerinde yer alan anneler de dâhil edilmiştir.
Tablo 2’de hanelerde ebeveynlerin eğitim düzeyleri incelendiğinde, en yüksek oranın ilkokul mezunlarında olduğu görülmektedir. Buna göre toplam 182 hane bireyi ilkokul mezunudur. Okuryazar düzeyindeki birey sayısı 98, ortaokul mezunu birey sayısı 100, lise mezunu birey sayısı 29, üniversite mezunu birey sayısı 29 ve lisansüstü eğitim düzeyindeki birey sayısı ise 2’dir. Eğitim düzeyleri cinsiyete göre değerlendirildiğinde kadın aile bireylerinin özellikle okuryazar, ortaokul ve üniversite düzeylerinde daha fazla olduğu; erkek aile bireylerinin ise ilkokul ve lise düzeylerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Genel itibarıyla hanede eğitim düzeylerinin ağırlıklı olarak ilkokul ve ortaokul seviyesinde toplandığı ortaya çıkmaktadır.
Destek sağlanan hanelerin yapısına ilişkin elde edilen bilgiler Tablo 3’te yer almakta olup hanede yaşayan kişi sayısı, hanedeki çocuk sayısı, hanelerin konut durumu, hanelerin göç durumu ve hanelerin memleketine dair bilgilerin genel dağılımı gösterilmiştir.
| Hanelerin memleketi | |
|---|---|
| Hanelerin göç durumu (kaç yıl önce İstanbul’a geldi?) | |
| Hanelerin konut durumu | |
| Hanedeki çocuk sayısı | |
| Hanede yaşayan kişi sayısı | |
| 1-3 kişi | 75 hane |
| 4-6 kişi | 133 hane |
| 7-9 kişi | 12 hane |
| Toplam | 220 |
| 0 çocuk | 42 |
| 1-3 çocuk | 131 |
| 4-5 çocuk | 36 |
| 6 ve üzeri | 11 |
| Toplam | 220 |
| Ev sahibi | 63 |
| Kira | 157 |
| Toplam | 220 |
| 0-1 yıl | 9 |
| 1-5 yıl | 14 |
| 6-10 yıl | 18 |
| 11-20 yıl | 36 |
| 21-30 yıl | 49 |
| 31 yıl ve üzeri | 49 |
| Belirlenemeyen | 45 |
| Toplam | 220 |
| Mardin | 48 |
| Siirt | 37 |
| Diyarbakır | 23 |
| İstanbul | 21 |
| Kastamonu | 11 |
| Konya | 9 |
| Sinop | 8 |
| Adıyaman | 6 |
| Malatya | 6 |
| Kahramanmaraş | 5 |
| Diğer iller | 46 |
| Toplam | 220 |
Tablo 3’te 220 hanenin büyük çoğunluğunun 4-6 kişiden oluştuğu görülmektedir. Hanelerin %60,45’inin 4-6 kişi aralığında, %34,09’unun 1-3 kişi aralığında ve %5,45’inin ise 7-9 kişi aralığında yaşadığı belirlenmiştir. Bu bilgi, araştırma kapsamındaki hanelerin ağırlıklı olarak çekirdek ya da çekirdek-geniş hane yapısına sahip olduğunu göstermektedir.
Hanelerdeki çocuk sayısı incelendiğinde, hanelerin %59,55’inin 1-3 çocuğa sahip olduğu görülmektedir. Çocuğu bulunmayan hane oranı %19,09, 4-5 çocuğa sahip hane oranı %16,36 ve 6 ve üzeri çocuğa sahip hane oranı ise %5,00 olarak belirlenmiştir. Bu durum, hanelerin çoğunlukla düşük ve orta sayıda çocuklu haneler olduğunu göstermektedir.
Konut durumuna ilişkin bilgiler değerlendirildiğinde, hanelerin %71,36’sının kiracı, %28,64’ünün ise ev sahibi olduğu görülmektedir. Bu sonuç, hanelerin önemli bir bölümünün kira ödediğini göstermektedir.
Hanelerin İstanbul’a göç süreleri incelendiğinde, hanelerin %22,27’sinin 21-30 yıl, %22,27’sinin ise 31 yıl ve üzeri süredir İstanbul’da yaşadığı belirlenmiştir. Bunun yanında %16,36’sının 11-20 yıl, %8,18’inin 6-10 yıl, %6,36’sının 1-5 yıl ve %4,09’unun 0-1 yıl arası süredir İstanbul’da bulunduğu görülmektedir. Ayrıca göç süresi belirlenemeyen hane oranı %20,45’tir. Bu bilgiler, hanelerin önemli bir kısmının uzun yıllardır İstanbul’da yaşamlarını sürdürdüğünü göstermektedir.
Hanelerin memleketi incelendiğinde, en yüksek oranın Mardin (%21,82) ve Siirt (%16,82) illerinde olduğu görülmektedir. Diyarbakır (%10,45) ve İstanbul (%9,55) ise sırasıyla diğer yüksek oranlı iller arasında yer almaktadır. Kastamonu (%5,00), Konya (%4,09), Sinop (%3,64), Adıyaman (%2,73), Malatya (%2,73) ve Kahramanmaraş (%2,27) daha düşük oranlarda temsil edilmektedir. Diğer illerin toplam oranı ise %20,91 olarak hesaplanmıştır. Bu bilgiler genel olarak değerlendirildiğinde, hanelerin önemli bir bölümünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
Destek sağlanan hanelerin sosyoekonomik düzeylerine ilişkin veriler Tablo 4’te yer almaktadır. Bu bilgiler, hanelerin ekonomik durumu, çalışma durumu ve mesleki durumlarının genel dağılımını göstermektedir.
| Meslek | Anne | Baba |
|---|---|---|
| Hanedeki anne-baba meslek durumu | ||
| Durum | Anne | Baba |
| Hanedeki anne-baba çalışma durumu | ||
| Hanelerin gelir durumu | ||
| 0 – 5.000 TL | 17 hane | |
| 5.000 – 10.000 TL | 22 hane | |
| 10.000 – 15.000 TL | 31 hane | |
| 15.000 – 20.000 TL | 58 hane | |
| 20.000 TL ve üzeri | 92 hane | |
| Toplam | 220 | |
| Vefat etmiş | 0 | 19 |
| Çalışıyor | 30 | 119 |
| Geçici çalışıyor | 7 | 11 |
| Çalışmıyor | 183 | 71 |
| Toplam | 220 | 220 |
| Vefat etmiş | 0 | 19 |
| Çalışmıyor / ev hanımı | 170 | 41 |
| Kamu (memur) | 8 | 15 |
| Özel sektör / işçi | 35 | 110 |
| Serbest meslek / esnaf | 7 | 35 |
| Toplam | 220 | 220 |
* Araştırmanın gerçekleştirildiği dönemde Türkiye’de aylık net asgari ücret 22.104,67 TL’dir.
Hanelerin gelir durumları incelendiğinde, en yüksek oranın 20.000 TL ve üzeri gelir grubunda olduğu görülmektedir. Buna göre hanelerin %41,82’si 20.000 TL ve üzeri gelir düzeyine sahiptir. Bunu %26,36 ile 15.000-20.000 TL gelir grubu takip etmektedir. Hanelerin %14,09’unun 10.000-15.000 TL, %10’unun 5.000-10.000 TL ve %7,73’ünün ise 0-5.000 TL gelir aralığında bulunduğu belirlenmiştir.
Hanelerdeki anne ve babaların çalışma durumları incelendiğinde, annelerin büyük çoğunluğunun çalışmadığı görülmektedir. Buna göre annelerin %83,18’i çalışmamakta, %13,64’ü düzenli bir işte çalışmakta ve %3,18’i geçici işlerde çalışmaktadır. Babalarda ise %54,09’unun aktif olarak çalıştığı, %5’inin geçici işlerde çalıştığı ve %32,27’sinin çalışmadığı belirlenmiştir. Ayrıca babaların %8,64’ünün vefat etmiş olduğu görülmektedir. Bu bilgiler, hanelerde ekonomik sorumluluğun ağırlıklı olarak babalar tarafından karşılandığını göstermektedir.
Anne ve babaların meslek durumları değerlendirildiğinde, annelerin büyük çoğunluğunun (%77,27) çalışmayan/ev hanımı grubunda yer aldığı görülmektedir. Annelerin %15,91’inin özel sektör/işçi statüsünde çalıştığı, %3,64’ünün kamu çalışanı olduğu ve %3,18’inin serbest meslek/esnaf grubunda bulunduğu belirlenmiştir. Babalarda ise en yüksek oranın %50 ile özel sektör/işçi grubunda olduğu görülmektedir. Babaların %18,64’ü çalışmayan grubunda yer alırken %15,91’inin serbest meslek/esnaf ve %6,82’sinin kamu çalışanı olduğu görülmektedir. Ayrıca babaların %8,64’ünün vefat ettiği belirlenmiştir.
Hanelerin, İnsani Hayat Derneği dışında sosyal yardım alıp almama durumlarına ilişkin bilgiler Tablo 5’te yer almaktadır.
| Durum | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Sosyal yardım almıyor | 141 hane | %64,1 |
| Sosyal yardım alıyor | 79 hane | %35,9 |
| Toplam | 220 | %100 |
Tablo 5’te yer alan verilere göre, 220 hanenin 79’unun (%35,9) sosyal yardım aldığı, 141’inin ise (%64,1) herhangi bir sosyal yardım almadığı belirlenmiştir. Buna göre, hanelerin çoğunluğunun İnsani Hayat Derneği dışında kamu kurum ve kuruluşlarından sosyal yardım almayan hanelerden oluştuğu görülmektedir. Elde edilen bilgiler, sosyal yardım alma durumunun haneler arasında farklılaştığını ve sosyal yardımlardan yararlanan hanelerin toplam haneler içerisindeki oranının yaklaşık üçte bir düzeyinde olduğunu göstermektedir.
Hanelerdeki bireylerin hane içi iletişime ilişkin algıları Tablo 6’da sunulmaktadır. Tablo, katılımcıların hane içindeki iletişim düzeyini nasıl değerlendirdiklerine ilişkin dağılımı ortaya koymakta ve hane içi etkileşimin genel görünümüne dair bilgi sağlamaktadır.
| İletişim Düzeyi | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Çok güçlü | 15 hane | %6,82 |
| Güçlü | 103 hane | %46,82 |
| Orta seviyede | 75 hane | %34,09 |
| Zayıf | 15 hane | %6,82 |
| Çok zayıf | 12 hane | %5,45 |
| Toplam | 220 | %100 |
Tablo 6’da hane içi iletişim durumuna ilişkin bilgiler incelendiğinde, hanelerin büyük çoğunluğunun iletişim yapısını olumlu olarak değerlendirdiği görülmektedir. En yüksek oran %46,82 ile “güçlü” iletişim düzeyine ait olup bunu %34,09 ile “orta seviyede” iletişim takip etmektedir. “Çok güçlü” iletişim düzeyine sahip olduğunu belirten hane oranı %6,82’dir. Buna karşılık, “zayıf” ve “çok zayıf” iletişim düzeyine sahip hanelerin oranlarının sırasıyla %6,82 ve %5,45 olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bilgiler, hanelerde aile içi iletişimin genel olarak olumlu ve işlevsel bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Katılımcıların hane içerisinde algılanan ebeveyn tutumlarına ilişkin algıları Tablo 7’de sunulmaktadır. Elde edilen bilgiler, ebeveynlerin çocuklarına ve hane üyelerine yönelik tutumlarının katılımcılar tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.
| Tutum | Toplam İşaretleme | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Baskıcı | 43 | %12,7 |
| Dengeli | 119 | %35,1 |
| Koruyucu | 158 | %46,6 |
| Özgürlükçü | 17 | %5,0 |
| İlgisiz | 2 | %0,6 |
3 Her hane birden fazla seçeneği işaretlemiştir. Rakamlar toplam işaretleme sayısını göstermektedir.
Tablo 7’de hanedeki ebeveynlerin çocuklarına yönelik tutumları incelendiğinde, en yaygın olarak belirtilen tutumun “koruyucu” ebeveynlik olduğu görülmektedir (n=158; %46,6). Bu tutumu “dengeli” ebeveynlik yaklaşımı izlemektedir (n=119; %35,1). Katılımcıların %12,7’si (n=43) ebeveyn tutumunu “baskıcı” olarak değerlendirirken %5,0’ı (n=17) “özgürlükçü” bir tutum benimsendiğini ifade etmiştir. “İlgisiz” ebeveyn tutumu ise yalnızca %0,6’lık bir oranla (n=2) en düşük düzeyde belirtilmiştir. Elde edilen bilgiler, hanelerin çocuk yetiştirme süreçlerinde ağırlıklı olarak koruyucu ve dengeli ebeveynlik yaklaşımlarını benimsediklerini göstermektedir.
Hanelerde çocuklara yönelik disiplin uygulama durumlarına ilişkin bilgiler Tablo 8’de sunulmaktadır. Tablo, hanelerin çocuk yetiştirme süreçlerinde disiplin uygulama sıklıklarına ilişkin dağılımı ortaya koymaktadır.
| Durum | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Ara sıra | 46 hane | %20,91 |
| Sık sık | 52 hane | %23,64 |
| Disiplin uygulamaz | 77 hane | %35,00 |
| Çocuğu yok | 42 hane | %19,09 |
| Geçersiz cevap | 3 hane | %1,36 |
| Toplam | 220 | %100 |
Tablo 8’de ebeveynlerin hane içinde disiplin uygulama durumları incelendiğinde, en yüksek sayının disiplin uygulamayan hanelerde olduğu görülmektedir (n=77; %35,00). Bunu sık sık disiplin uygulayan haneler takip etmektedir (n=52; %23,64). Çocuğuna yönelik herhangi bir sınırın bulunmadığını belirten hane sayısı 77 (%35,00), ara sıra disiplin uygulayan hane sayısı 46 (%20,91) ve geçersiz cevap veren hane sayısı 3’tür (%1,36). Bu bilgiler, hanelerin disiplin uygulamaları açısından farklı yaklaşımlar benimsediklerini göstermektedir.
Hanelerdeki anne ve babaların alkol ve madde kullanım durumlarına ilişkin elde edilen bilgiler Tablo 9’da sunulmaktadır.
| Durum | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Alkol/madde kullanımı yok | 203 hane | %92,27 |
| Sadece alkol kullanımı | 8 hane | %3,64 |
| Sadece madde kullanımı | 4 hane | %1,82 |
| Alkol ve madde kullanımı | 2 hane | %0,91 |
| “Bilmiyorum” cevabı | 2 hane | %0,91 |
| Geçersiz cevap | 1 hane | %0,45 |
| Toplam | 220 | %100 |
Tablo 9 incelendiğinde, hanelerin büyük çoğunluğunda anne veya babanın alkol/madde kullanımının bulunmadığı görülmektedir (%92,27). Sadece alkol kullanımı olduğunu belirten hanelerin oranı %3,64 iken sadece madde kullanımı bulunan hanelerin oranı %1,82’dir. Hem alkol hem madde kullanımı bulunan hanelerin oranı ise %0,91 olarak belirlenmiştir. “Bilmiyorum” cevabı veren hanelerin oranı %0,91, geçersiz cevap verenlerin oranı ise %0,45’tir. Bu bilgiler, hanelerde anne/babada alkol ve madde kullanım oranının düşük düzeyde olduğunu göstermektedir.
Görüşme gerçekleştirilen hanelerde anne veya babanın suç işleme durumuna ilişkin elde edilen veriler Tablo 10’da sunulmaktadır. Tablo, ebeveynlerin suç davranışıyla ilişkilendirilen durumlarına yönelik katılımcı beyanlarının dağılımını göstermektedir.
| Durum | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Evet | 22 | %10 |
| Hayır | 198 | %90 |
| Toplam | 220 | %100 |
* Suç kaydı bulunan 22 hanenin dağılımı: 13 kişi uyuşturucu kullanımı/satışı; 5 kişi şiddet suçları (kavga, yaralama vb.); 1 kişi kaçakçılık; 3 kişi bilinmiyor.
Tablo 10’da anne veya babaların suç geçmişi incelendiğinde, hanelerin büyük çoğunluğunda ebeveynlere ait herhangi bir suç kaydının bulunmadığı görülmektedir (n=198). Buna karşılık 13 hanede uyuşturucu kullanımı ve satıcılığı/torbacılık, 5 hanede kavga, adam öldürmeye teşebbüs veya yaralama, 1 hanede kaçakçılık suçunun bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca 3 hane bu konuda bilgi vermemiştir. Bu durum, ebeveynlerin büyük bölümünde suç geçmişi bulunmamakla birlikte sınırlı sayıda hanede ciddi suç davranışlarının görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Tablo 11’de, hanede bulunan gençlerin suç işleme durumuna ilişkin dağılım sunulmaktadır.
| Durum | Toplam Hane Sayısı | Yüzdelik |
|---|---|---|
| Evet | 40 | %18,2 |
| Hayır | 180 | %81,8 |
| Toplam | 220 | %100 |
Tablo 11’de hanede bulunan gençlerin suç işleme durumuna ilişkin bilgiler incelendiğinde, gençlerin büyük çoğunluğunun suç işlemediği görülmektedir (%81,8; n=180). Buna karşılık gençlerin %18,2’sinin (n=40) suç işlediği belirtilmiştir. Elde edilen bilgiler, araştırma kapsamındaki hanelerde yaşayan gençlerin önemli bir bölümünün suç davranışından uzak olduğunu, buna karşın sınırlı bir grubun ise suç işleme deneyimine sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Suça bulaşan gençlere ilişkin sosyodemografik özellikler incelenmiş olup elde edilen bilgiler Tablo 12’de sunulmaktadır. Tablo, söz konusu gençlerin yaş, eğitim durumu ve çalışma durumuna ilişkin genel dağılımı ortaya koymaktadır.
| Çalışma durumu | |
|---|---|
| Eğitim durumu | |
| Doğum tarihi | |
| 1981-1988 arası doğumlu | 7 kişi |
| 1991-1999 arası doğumlu | 19 kişi |
| 2000-2008 arası doğumlu | 14 kişi |
| Okuryazar | 2 kişi |
| İlkokul | 8 kişi |
| Ortaokul | 13 kişi |
| Lise | 13 kişi |
| Üniversite | 2 kişi |
| Lisansüstü | 2 kişi |
| Çalışıyor | 8 kişi |
| Çalışmıyor | 29 kişi |
| Geçici çalışıyor | 3 kişi |
Tablo 12’de suça bulaşan gençlerin sosyodemografik özelliklerine ilişkin bilgiler incelendiğinde, doğum tarihi açısından en yüksek oranın 1991-1999 yılları arasında doğan gençlerde olduğu görülmektedir (19 kişi). Bunu 2000-2008 yılları arasında doğanlar (14 kişi) ve 1981-1988 yılları arasında doğanlar (7 kişi) izlemektedir.
Eğitim durumu bakımından değerlendirildiğinde, suça bulaşan gençlerin en yoğun olarak ortaokul ve lise düzeyinde eğitim gördükleri belirlenmiştir (her biri 13 kişi). İlkokul mezunu olanların sayısı 8, okuryazar olanların sayısı 2, üniversite mezunu olanların sayısı 2 ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip olanların sayısı da 2’dir. Bu durum, suça bulaşan gençlerin ağırlıklı olarak ortaöğretim düzeyinde yoğunlaştığını göstermektedir.
Çalışma durumuna ilişkin bilgiler incelendiğinde ise suça bulaşan gençlerin büyük çoğunluğunun çalışmadığı görülmektedir (29 kişi). Çalışan genç sayısı 8 iken geçici işlerde çalışanların sayısı 3’tür. Bu durum, düzenli bir iş sahibi olmamanın suça bulaşan gençler arasında yaygın olduğunu ortaya koymaktadır.
Suça bulaşan gençlerin suç davranışına ilişkin özellikleri incelenmiş olup elde edilen bilgiler Tablo 13’te sunulmaktadır. Tablo; gençlerin suça bulaşma nedenleri, alkol/madde durumu, işledikleri suç türleri ve suç işleme sıklığına dair genel dağılımı ortaya koymaktadır.
| Suç işleme sıklığı | ||
|---|---|---|
| İşlenen suç türleri | ||
| Uyuşturucu/alkol kullanımı | ||
| Neden | Toplam İşaretleme | Yüzdelik |
| Suça bulaşma nedenleri | ||
| Kötü arkadaş ortamı | 28 | %37,33 |
| Uyuşturucu madde/alkol | 18 | %24,00 |
| Aile içi sorunlar | 7 | %9,33 |
| İşsizlik | 6 | %8,00 |
| Yoksulluk | 6 | %8,00 |
| Maddi kazanç sağlama | 3 | %4,00 |
| Merak / değişiklik isteği | 3 | %4,00 |
| Aile kaybı / yas / özel yaşam olayları | 3 | %4,00 |
| Geçersiz cevap | 1 | %1,33 |
| Kullanım yok | 12 kişi | %30,00 |
| Madde/alkol kullanımı var | 23 kişi | %57,50 |
| Belirsiz / bilgi yok | 5 kişi | %12,50 |
| Toplam | 40 kişi | %100 |
| Uyuşturucu madde kullanımı | 22 | %40,00 |
| Şiddet (darp, yaralama, cinayet) | 11 | %20,00 |
| Hırsızlık | 8 | %14,55 |
| Uyuşturucu madde satıcılığı | 6 | %10,91 |
| Dolandırıcılık | 2 | %3,64 |
| Soygun/gasp | 1 | %1,82 |
| Silah bulundurma | 1 | %1,82 |
| Tehdit | 1 | %1,82 |
| Adam yaralama | 1 | %1,82 |
| Bilgi alınamadı | 2 | %3,64 |
| Hayatında 1 kez | 14 kişi | %35,00 |
| 1-3 kez | 6 kişi | %15,00 |
| 3-5 kez | 4 kişi | %10,00 |
| 5’ten fazla | 14 kişi | %35,00 |
| Geçersiz cevap | 2 kişi | %5,00 |
| Toplam | 40 kişi | %100 |
4 Her hane birden fazla seçeneği işaretlemiştir. Rakamlar toplam işaretleme sayısını göstermektedir.
Tablo 13 incelendiğinde, suça bulaşan gençlerin suça yönelme nedenleri arasında en yüksek oranın kötü arkadaş ortamı (%37,33) ve uyuşturucu madde/alkol kullanımı (%24,00) olduğu görülmektedir. Bunu aile içi sorunlar (%9,33), işsizlik (%8,00) ve yoksulluk (%8,00) izlemektedir. Maddi kazanç sağlama (%4,00), merak/değişiklik isteği (%4,00) ve aile kaybı, yas ya da özel yaşam olayları (%4,00) daha düşük oranlarda belirtilmiştir. Bu bilgiler, gençlerin suça yöneliminde sosyal çevre ve madde kullanımının belirgin etkenler olduğunu göstermektedir.
Suça bulaşan gençlerin uyuşturucu/alkol kullanım durumları incelendiğinde, gençlerin büyük çoğunluğunun madde/alkol kullandığı görülmektedir (n=23; %57,50). Kullanımın olmadığı belirtilen genç sayısı 12 (%30,00) iken 5 kişi (%12,50) için kullanım durumunun belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, suça karışan gençler arasında madde ve alkol kullanımının yaygın olduğunu göstermektedir.
Gençlerin işlediği suç türleri değerlendirildiğinde, en sık görülen suç türünün uyuşturucu madde kullanımı (22 işaretleme; %40,00) olduğu görülmektedir. Bunu şiddet içerikli suçlar (11 işaretleme; %20,00) ve hırsızlık (8 işaretleme; %14,55) izlemektedir. Uyuşturucu madde satıcılığı (6 işaretleme; %10,91), dolandırıcılık (2 işaretleme; %3,64) ve bilinmiyor (2 işaretleme; %3,64) daha düşük oranlarda yer almaktadır. Soygun/gasp, silah bulundurma, tehdit ve adam yaralama suçlarının ise en düşük düzeyde olduğu görülmektedir. Bu durum, suç davranışlarının ağırlıklı olarak madde kullanımı ve şiddet içerikli eylemler etrafında yoğunlaştığını göstermektedir.
Suça bulaşan gençlerin suç işleme sıklıklarının farklı düzeylerde dağılım gösterdiği görülmektedir. Gençlerin %35,00’inin (14 kişi) hayatında yalnızca bir kez suç işlediği, yine %35,00’inin (14 kişi) ise 5’ten fazla kez suç işlediği tespit edilmiştir. Bu durum, suça bulaşan gençler arasında hem tek seferlik suç davranışı gösterenlerin hem de suç davranışını sürekli olarak tekrarlayanların önemli bir yer tuttuğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra gençlerin %15,00’i (6 kişi) 1-3 kez, %10,00’u (4 kişi) ise 3-5 kez suç işlediğini belirtmiştir. Geçersiz cevap veren gençlerin oranı ise %5,00’tir (2 kişi). Elde edilen bilgiler, suça karışan gençlerin önemli bir bölümünün suç davranışını tekrarlama eğiliminde olduğunu ve suçun bazı gençler açısından süreklilik gösterebilen bir davranış biçimi hâline gelebildiğini düşündürmektedir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Bu araştırma, İnsani Hayat Derneği tarafından sosyal yardım ulaştırılan 220 hanenin demografik, sosyoekonomik ve psiko-sosyal dinamiklerini bütüncül bir yaklaşımla incelemektedir. Araştırmaya katılan haneleri temsilen görüşülen bireylerin %88,18’inin kadın olması ve yaş ortalamasının 38,11 olarak belirlenmesi, kentsel yoksulluk koşullarında sosyal yardım arayışında ve hane içi kriz yönetiminde yükün ağırlıklı olarak kadınların omuzlarında olduğunu göstermektedir.
Hanelerdeki anne ve babaların eğitim düzeylerinin büyük oranda okuryazar (98 kişi), ilkokul (182 kişi) ve ortaokul (100 kişi) seviyesinde yoğunlaşması ve yükseköğretim oranlarının yok denecek kadar az olması, düşük eğitim-düşük gelir sarmalının hanelerdeki en temel dezavantajlılık kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır. Eğitim seviyesindeki bu sınırlılık, mevcut istihdam olanaklarını daraltmakla kalmamakta, aynı zamanda yoksulluğun nesiller arası aktarım riskini de yapısal hâle getirmektedir.
Bu demografik tabloya hane yapısı ve barınma koşulları eklendiğinde durumun yapısal zorlukları daha da belirginleşmektedir. Hanelerin %60,45’inin 4-6 kişilik çekirdek veya geniş aile yapısına sahip olduğu ve %59,55’inde 1-3 çocuk bulunduğu görülmektedir. Bu hane yapısı ile birlikte katılımcıların büyük bir kısmının (toplam 98 hane, %44,54) 21 yıl ve daha uzun süredir İstanbul’da yaşamasına rağmen %71,36’sının kiracı konumunda olması sosyolojik açıdan oldukça çarpıcıdır. Ailelerin köken olarak ağırlıklı biçimde Güneydoğu Anadolu illerine (Mardin %21,82, Siirt %16,82, Diyarbakır %10,45) dayanmasıyla birlikte okunduğunda bu veri, on yıllara yayılan kent yaşamına rağmen ekonomik ve mekânsal entegrasyonun sağlanamadığını, kentsel yoksulluğun belli bir demografik grupta kronikleştiğini işaret etmektedir.
Söz konusu kronikleşme hâli, hanelerin sosyoekonomik darboğazı ve yardıma bağımlılık durumuyla da doğrudan desteklenmektedir. Hanelerin gelir durumları incelendiğinde %41,82’sinin 20.000 TL ve üzeri gelir grubunda olduğu beyan edilse de hanedeki kişi sayısının yüksekliği dikkate alındığında hane halkı fert başına düşen gelirin yetersiz kaldığı açıktır. Annelerin %83,18’inin çalışma hayatının dışında kalarak ev hanımı statüsünde bulunması, aileyi tek bir gelire bağımlı kılmaktadır. Babaların ise %50’sinin özel sektör/işçi statüsünde çalışması ve %32,27’sinin çalışmıyor olması, hane ekonomisinin son derece güvencesiz bir zemine oturduğunu göstermektedir. Ayrıca hanelerin %64,1’inin İnsani Hayat Derneği dışında hiçbir kurumdan sosyal yardım almaması, kamu sosyal hizmet ağlarına ve diğer destek mekanizmalarına erişimde yaşanan yetersizliği ve sivil toplum kuruluşlarının buradaki taşıyıcı rolünü net bir şekilde kanıtlamaktadır.
Yaşanan tüm bu sosyoekonomik zorluklara rağmen, aile içi dinamikler incelendiğinde dikkat çekici bir dayanıklılık göze çarpmaktadır. Hanelerin %80’inden fazlasının aile içi iletişimi “güçlü” (%46,82) veya “orta seviyede” (%34,09) tanımlaması ve ebeveyn tutumlarında “koruyucu” (%46,6) ile “dengeli” (%35,1) yaklaşımların öne çıkması, ailenin zorlu koşullarda dahi birincil sosyal sermaye ve dayanışma ağı olarak işlev gördüğünü teyit etmektedir. Ancak bu olumlu algı, ev içi disiplin uygulamalarıyla büyük bir tezat oluşturmaktadır. Hanelerin %35’inde çocuklara hiçbir disiplin uygulanmazken %23,64’ünde “sık sık” disiplin uygulandığı belirtilmiştir. Disiplin konusundaki bu aşırı uçlar, yani tamamen sınırsızlık ya da sürekli müdahale hâli, ebeveynlerin kriz yönetimi ve sağlıklı sınır koyma becerilerinde rehberliğe ihtiyaç duyduğunu verisel olarak ortaya koymaktadır.
Ebeveynlerin yaşadığı bu sınır koyma zorlukları ve kuşaklararası farklılaşma, özellikle gençlerin dâhil olduğu suç ve bağımlılık sarmalında kendini en sert biçimde göstermektedir. Anne ve babalarda alkol/madde kullanımı (%92,27 kullanım yok) ve suç geçmişi (%90 kayıt yok) oranları son derece düşükken, hanede yaşayan gençlerin %18,2’sinin (40 kişi) suç davranışına karışmış olması, kriminal riskin aile içi öğrenmeden ziyade dışsal faktörlerden (sokak, akran baskısı, mahalle) kaynaklandığını teyit etmektedir. Suça karışan 40 gencin eğitim durumları ağırlıklı olarak ortaokul ve lise düzeyindeyken büyük bir kısmının (29 kişi) istihdam dışında kaldığı ve çalışmadığı görülmektedir. Bu durum, okullardan ve iş hayatından kopan gençlerin suç dinamiklerine ne denli açık hâle geldiğini göstermektedir. Gençlerin suça yönelme nedenlerinde %37,33 ile “kötü arkadaş ortamı” ve %24,00 ile “uyuşturucu madde/alkol kullanımı” ilk sıralardadır. Suça bulaşan gençlerin %57,50’sinde (23 kişi) aktif madde/alkol kullanımının tespit edilmesi ve işlenen suçlar arasında doğrudan “uyuşturucu madde kullanımı”nın %40 ile başı çekmesi, bağımlılığın suç davranışını tetikleyen ve süreklilik kazandıran en temel mekanizma olduğunu göstermektedir. Suç işleme sıklığına bakıldığında, gençlerin %35’inin hayatında bir kez suça karışmış olması henüz başlangıç aşamasındaki bir grubun varlığını gösterirken diğer bir %35’inin 5’ten fazla kez suç işlemiş olması, sistemle ilk temastan sonra rehabilite edilemeyen gençlerin kriminal döngüye hapsolduğunu göstermektedir. Nihai olarak veriler, kentsel yoksulluğun ve genç işsizliğinin sokak dinamikleriyle birleşerek bağımlılık ve suç üreten kronik bir yapıya dönüştüğünü doğrulamaktadır.
Ortaya çıkan bu yapısal ve kronik tablo, İnsani Hayat Derneği’nin ve ilgili kurumların sosyal yardım stratejilerinde ayni veya nakdi yardımlarla sınırlı kalan geleneksel yaklaşımların ötesinde, dezavantajlılığı ve suç döngüsünü kırma potansiyeli taşıyan proaktif yaklaşımlar geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Araştırma verileri, yardıma bağımlı hanelerin sosyoekonomik kapasitelerinin artırılması ve özellikle gençlerin kriminalize olmasının engellenmesi için aileyi ve genci merkeze alan, psiko-sosyal kalkınma odaklı müdahalelere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Aile içindeki disiplin tutarsızlıklarını dengelemek ve ekonomik yükü büyük oranda tek başına omuzlayan kadınları desteklemek adına, babaları da sürece dâhil eden kapsamlı ebeveyn destek programlarının hayata geçirilmesi aile içi dayanıklılığı artırmak için kritik bir adımdır. Özellikle suç ve madde kullanımı sarmalındaki gençler için kurum merkezli pasif hizmet modellerinin ötesine geçilerek yenilikçi sosyal politika stratejileri benimsenmelidir.
Riskin ev içinde değil, doğrudan mahalle ve akran ortamında üretildiği gerçeğinden hareketle, gençlere kendi doğal yaşam alanlarında temas etmeyi önceleyen sokak temelli sosyal çalışma uygulamaları stratejik bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, suça karışan gençlerin çok büyük bir kısmının istihdam dışında kalması, bağımlılıkla mücadelenin yalnızca tıbbi veya psikolojik bir arınma süreci olmadığını göstermektedir. Bu noktada tedavi süreçlerinin mesleki eğitimle eş zamanlı yürütüldüğü, genci toplumsal üretime katan istihdam temelli rehabilitasyon modellerinin derneğin temel çalışma alanlarından biri hâline getirilmesi, suç tekrarını önlemede ve sosyal entegrasyonu sağlamada en etkili koruyucu mekanizma olacaktır.
POLİTİKA ÖNERİLERİ
Kentsel yoksulluğun ve genç işsizliğinin sokak dinamikleriyle birleşerek bağımlılık ürettiği bu tablo, mevcut sosyal yardım stratejilerinde paradigma değişikliğini zorunlu kılmaktadır.
- Kurum merkezli pasif hizmet modellerinin ötesine geçilmeli; gençlere kendi doğal yaşam alanlarında (mahalle, sokak vb.) doğrudan temas eden proaktif uygulamalar stratejik bir öncelik hâline getirilmelidir.
- Suça sürüklenen ve madde kullanan gençlerin büyük bölümünün istihdam dışında olduğu gerçeğinden hareketle, bağımlılık tedavisi ile mesleki eğitimin eş zamanlı yürütüldüğü, gençleri toplumsal üretime katan rehabilitasyon modelleri geliştirilmelidir.
- Aile içi disiplin tutarsızlıklarını gidermek ve hane içi kriz yönetiminde yükü paylaşmak amacıyla, babaların da aktif olarak katılım sağladığı güçlendirme programları hayata geçirilmelidir.
- Sivil toplum kuruluşları salt yardım dağıtıcı rolden çıkarak, kanıta dayalı bu veriler ışığında yerel yönetimler ve kamu otoriteleri nezdinde yoksulluğu önleyici makro sosyal politikalar için aktif savunuculuk rolü üstlenmelidir.

